29 Aralık 2008 Pazartesi

Huzur...

Uzunca bir süredir yoldaydım.Hem ruhen hem bedenen bi yolculuğa çıkmıştım.Hayatımın amacını bulmak için...

Ve sanırım aradığımı buldum.Sadece bi parça huzur arıyormuşm meğer benim bile haberim yokmuş bundan.Biraz huzur,hep huzur...

Diliyordum ki yaşamdan,diliyordum ki ölümden,diliyordum ki barıştan biraz huzur,hep huzur...

Ben hala yoldayım.Nereye gittiğimin hiç bi önemi yok,herkesin başkalarının ayak izlerini takip ettiği bi dünyada ben kendim hiç ayak basılmamış bi yolda yürümek istiyorum.

Aklıma bunu anlatmak için hiç bir sözcük gelmiyor.Milyonlarca şey bilen ben bunu bilmiyorum işte her şeyi birbirine geçiriyorum her seferinde...

Şimdilik tüm sölemek istediğim bu kadar...

23 Aralık 2008 Salı

Cigaratte Burns...

Zamanın çizgisinde bi yerdeyim bu aralar bende bilmiyorum nerde olduğumu,kendimde bile değilim...

Sigara yanıkları...
Sigara yanıkları...
Sigaramın yanıkları...

Bi yerde okumuştum sanırım şimdi tam hatırlayamıyorum.Sigara yanıklarından geçip bi yere gidebiliyorsun.Alice harikalar diyarındaki delik gibi...Ama sadece yalın bir iyiliğe sahip olanlar için,kötülüğü kalplerinde getirenler için değil...

Aslında tüm söylemek istediğim de bu.Bi yerden sonra zaten söylenecek fazla bi şey kalmıyor insana yada insan söyleyebilecek fazla bi şey bulamıyor kendi hakkında...


Bir sigara daha yakmanın zamanı geldi sanırım...

21 Aralık 2008 Pazar

Düşünüyorum...

Yine bir gecenin daha çok karanlık olduğu bi gece...

Bunca zamandır neyi bekleriz bu sarhoş bilinmez yıldızlar altında,güneş vursun yüzüme sonra yola düş der içimdeki yaşlı yorgun ses...Işıltılı bakışlarıyla çağırır uykuya dalmış gezgin,çağırır uykulu bakışlarıyla bırakır dost ellerinden,yollar uçsuz bucaksız alır götürür seni,ne zaman kırılır zamanın zinciri...

Düşünüyorum...Neyi düşünüyorum,neden düşünüyorum bilmeden,bilmek istemeden düşünüyorum.Bir düşündüğüm diğerini tutmadığı halde inatla düşünüyorum.Düşüncelerimle girdiğim savaşı kazanacağımı bilerek inatla düşünmeye devam ediyorum.Düşünüyorum...

Yaşıyorum biliyorum ama ölmüşte olabilirim,bu konu üzerinde her hangi bir yargım yok...

Anlayamıyorum bu insanlar neden beni de kendileri gibi yapmaya çalışıyorlar? Neden beni değiştirmek istiyorlar? Beni kendi halime bırakın tamam mı? Ben kendimi çözerim zamanla ama bırakın ki ben kendim yapabileyim.

Bir insana zorla yaptırılacak bi şey neye yarar ki? Ne yapabilirler ki? zaten bi süre sonra o insan sizden nefret etmeye başlar ben bunu yaşadım.Şuan da nefret ettiğim o kadar çok insan var ki...İsyan bayraklarım havada ve sanırım bu sayı gün geçtikçe daha da çok artıcak.

Düşünüyorum...
Düşünüyorum....

Belki herhangi bir çözüm bulamayacağım bu konuda ama sonuçta bu yine benim kendi başıma yaptığım bi şey olucak...

Beni unutun yok sayın,bırakın birazcık daha düşünebiliyim...
Bedenim sizinle olsun ama yeter ki ruhumu rahat bırakın...
Düşünüyorum...

Görmek istedikleriniz,bilmek istedikleriniz ve anlama kapasiteniz o kadar kısıtlı ki...
Herhangi bir sınırı zorlamaya bile yaklaşamıyorsunuz...
Sınırlara o kadar uzaksınız ki...

Bu arada doğru neye göre doğru,kime göre doğru bunu hanginiz biliyor? Hepimiz bir yalanın parçalarını alıyoruz ve yaşıyoruz sonra buna doğru adını veriyoruz.Kendi gerçekliğimizde yaşıyoruz hepimiz.

Kayboluyorsun...

20 Aralık 2008 Cumartesi

Gidiyorum,Sizin Olsun Bu Diyarlar...

Yine boktan bi günün boktan bi sabahındayım.Aşırı derecede canım sıkkın galiba çok sıkıldım ben bu aralar her şeyden,sıkıntımı geçiricek bi şeyler ararken daha da çok sıkıldım.Artık öyle bi noktadayım ki ne yapıcağımı ben bile bilmiyorum,dışarda yağmur bardaktan boşanırcasına yağıyor,ben kendimi eve kapattım dinliyorum her şeyi...Susuyorum,ağzımı kapattım tek kelime dahi etmiyorum,susuyorum...Öyle bir noktadayım ki...Bunu kimsenin anlayabileceğini sanmıyorum.



Yarimi aldılar benden
Geçtiler gurbet ilinden
Vardım onu bulam diye
Yüreğime saram diye

Gözler yok,sözler yok
Gidiyorum ilinizden
Kaşlar yok,diller yok
Yandım yarin ateşinden

Vardım gurbet ellerine
Sordum dağa çiçeğine
Dediler yalandır dünya
Ne ararsın bu diyarda

Bir göründün,bir kayboldun
Düştüm ardına yoruldum
Sizin olsun bu diyarlar
Yaşamak neye yarar...(*)



Şuan öyle bir noktadayım ki her şeye lanet olsun,böle bitmemeliydi hiçbir şey,içimdeki gitme isteğinin beni bu noktaya getiriceğini asla tahmin etmemiştim.

Ağlıyorum...Gözlerim kör olana kadar ağlıyacağım belki de...

İçimden hiç bir şey yazmak gelmiyor.Nerde olduğumu bilmiyorum,dünyanın her yanında olabilirim şuan ama bildiğim tek şey sadece kendimde değilim...



Hayatı seçmemeyi başarıyorum sanırım...





GİDİYORUM,SİZİN OLSUN BU DİYARLAR...





(*) Karagüneş-Yok

17 Aralık 2008 Çarşamba

Yol Ve Dostlar Hakkında...

İşte bu lanet dünyadan bir gün daha eksilirken ben buradayım.Kimi insanlar şimdi sevdiklerinin yanında onların ellerini tutup,saçlarını okşuyorlar,kimileri arkadaşlarıyla içip dertlerini paylaşıyor,kimileri ailesiyle birlikte mutlu mesut zaman geçirirken,ben burdayım...

Herkesten uzaktayım.Telefonum kapalı (zaten açık olsa bile değişen hiç bir şey yok ama bu ayrı bi yazının konusu),bilgisayarım açık herkesi engelledim kimseyle konuşmaya gücüm dahi yok...

Hiç hiçbir şeyi bilmiyorlar,bilmek istemiyorlar.
Hiç hiçbir şeyi bilmiyorlar,bilmek istemiyorlar.
Şu cahillere bak,dünyanın sahibi onlar
Şu cahillere bak,dünyaya egemen onlar.
Onlardan değilsen eğer,sana zalim derler
Onlara aldırma Hayyam dostum dostum...

Hiç hiçbir şeyi görmüyorlar,görmek istemiyorlar.
Hiç hiçbirşeyi görmüyorlar görmek istmiyorlar.
Şu cahillere bak dünyanın sahibi onlar
Şu cahillere bak,dünyanın hakimi onlar
Onlardan değilsen eğer,sana zalim derler
Onlara aldırma Hayyam dostum...
Dostum... (*)

Neden bilmiyorum ama bu şarkıyı çok dinliyorum bu günlerde...Çok uzaklarda olduğum evimi ve çok uzaklarda olduğum dostlarımı özledim sanırım.Bilmiyorum.Belki de biliyorum,bilmiyorum.

Aslında aklıma fazla da söleyebileceğim pek bi şey gelmiyor.Aklımdan geçen tek cümle herkesi ve herşeyi özledim bu aralar ama hala geri dönmek niyetinde de değilim.Herşeye rağmen bi istek var içimde...Herşeye rağmen yolun sonunu görme isteği...Seçimlerimin beni nereye götüreceğini bilme isteği...Herşeye rağmen devam etme isteği var içimde alev alev yanan bi istek bu ve yolun sonuna gelene kadar sönmeyecek bi şey bu...Sanki yolun sonunu görmedikçe ruhum hiç huzur bulamayacak ve cehennem alevlerinde sonsuza dek yanıcakmışım gibi geliyor...

Ama benim için cehennemde yanmak zerre kadar önemli değil,benim asıl istediğim yolun sonunu görme isteği ve sonsuz huzur...Ben sonsuz huzuru bulduktan sonra cehennemde de yansam,binlerce kez iftiraya da uğrasam,milyonlarca kez yalanların kurbanı da olsam zerre kadar umrumda değil,hiçbir şey umrumda değil...Benim ruhum sonsuz huzurun içinde mutlu olduktan sonra benim için hiç bir şeyin önemi yok...

Sölemek istediğim şeylerden sadece bir kısmı bu...


(*)SiyaSiyaBend-Hayyam

12 Aralık 2008 Cuma

Sırrıma Ve Kahramanıma Dair...

Şimdi buraya yazıcağım satırları ve kelimeleri hepsini içimden gelerek yazıyorum.Bu aralar herşeyi içimden gelerek yazıyorum zaten.



Narkoz almış gibi hissettiğimden beri

Konforlu bölgemde

Bana o günü hatırlatıyor



Mazeretlerim tükeniyor

Eylülün on ikisinde



Bana yaz zamanını hatırlatıyor

Bu kış gününde

Acı sonda görüşürüz

Acı sonda görüşürüz



Attığım her adım senkronize

Her kırık kemik

Bana o günü hatırlatıyor



Beni geleceğe dair ninnilerle yıkadın

Ve sonra çekip gittin

Bana birilerini öldürmek istediğimi hatırlatıyor

Bu önemli günde

Eylülün on ikisinde



Acı sonda buluşuruz bir gün

Ama yollarımız kesildiğinden beri

İntiharmış gibi geliyor bu hayat

Acı sonda görüşürüz...(*)



Şimdi hepiniz böyle bi şeyi buraya neden karaladığımı merak ediyorsunuz farkındayım ama bunu size açıklama gereği görmüyorum yada açıklamak istemiyorum bunu size veya kendimde bunu açıklayabilecek gücü bulmuyorum.Bunlardan hangisi bende bilmiyorum ama umursamıyorum da çünkü hangisi olduğunun hiç bi önemi yok.Önemli olan sizin bunu bilmemeniz ve benim ruhum sizin kirli ellerinizin ulaşılmazlığı dışında bu sırrı daima taşıyacak...Siz bunu hiç bi zaman anlayamıyacaksınız.Bu sır benimle birlikte yok olup gidicek ve bunu sadece ben bileceğim sadece BEN!!...Siz bu sırra hiç bi zaman tecavüz edemiyeceksiniz.



Şimdi şu ana kadar yazdığım herşeyi siktir edin gerçekten siktir edin bütün bunları hayatınızı siktir edin,ailenizi ve benliğinizi siktir edin...Düşünün sadece...Kapatın telefonu,bilgisayarı vesaireyi düşünün bunu...Hiç kimse size ulaşamasın,bırakın bi iki üç gün dışarı falan çıkmayın,hiç bi yerde görünmeyin,sadece düşünün belki o zaman anlayabilirsiniz bunu...Zaten medeniyetin silahı da bu değil miydi? İnsanı çaresiz hissettirmek...Ama onların bilmediği bi şey var.Çaresiz insan dünyada ki en tehlikeli insandır.Uysallaştırılmış insanlar düşünün,koyun gibiler başkaları ne derse onları yapıyolar...MODERN KÖLELER...Sizlerden nefret ediyorum...Size emir verenlerden nefret ediyorum...Umarım bir gün isyan bayraklarınızı çekip onlara karşı savaşırsınız.Şuan bunu sadece umuyorum zaten...





(*) Placebo-The Bitter End

P.S:Şarkının orjinali daha farklı ama ben içimden gelen bi kaç şey kattım şarkıya...





Şimdi burda ayrı bi yazıya geçmekteyim.Bu kısa sürecek bi yazı...Bu akşam tv izliyordum,bi tane film izledim rastgele açtığım bi kanaldaydı film...Aklıma o an bu yazıyı yazmak geldi ama şimdiye kısmetmiş...Her hikayenin bi kahramanı olur ve kahraman bi takım düşmanlarla savaşır (hikayenin konusuna göre düşmanlar çeşitlilik gösterebilir) neyse kahraman savaşıyor düşmanlarla sonunda baş düşmanı da alt ediyor ve savaşı kazanıyor ama acaba kahraman savaşı kazanmadan önce maceranın tam ortasında savaşı kazanacağını biliyor muydu acaba yada savaşı kazandıktan sonra hayatında çok farklı bi takım değişiklikler olacağının farkında mıydı acaba? Yada kahraman maceranın bitebileceğini hiç düşünmüş müydü? Maceranın tam ortasındayken sonunu bilebilir mi kahraman? Yada kahramanlar hiç ölür mü? Bu soruların çoğunun yanıtı bilmiyorum,bütün bunları gerçekten bilmiyorum ama benim kahramanım öldü...O yok artık...



Bu aralar en çok onu özledim ben...Keşke o burda olsaydı da bana kızsaydı,gözümün önünde içki içip,berbat geçmiş hayatından bahsedip,bizi bulduğu için ne kadar şanslı olduğunu söleseydi yine bana...Ama lanet olsun ki o artık yok...Yok ve ben onu o kadar çok özlüyorum ki...

6 Aralık 2008 Cumartesi

Ozanların Şarkısı...

İçimde ki bir şeyler bana baskı yapıyor sürekli bi yazı daha yaz diye ne yazıcağımı bile bilmeden karalıyorum bunları buraya ...Bu hayat denen bok çukurunda ki amacım ne? Ben kimim? Ben ben miyim yoksa bi ben daha mı yaşatıyorum içimde? Bu soruların sadece bir cevabı var o da bilmiyorum.Bilmiyor muyum? Evet evet gerçekten bilmiyorum.Gerçekten bilmiyorum.

Ben bu aralar hiç bi şey bilmiyorum.Ev denilen olgudan da uzaklardayım bu aralar...Nasıl özlüyorum bir bilseniz bu olguyu...

Bazen ruhumun derinliklerini araştırmaya inerim.Böyle zamanlarda aklıma hep ozanların şarkısı gelir.Onların efsanesi gelir aklıma...

Şimdi hepiniz biliyorsunuz
Ozanların ve onların şarkılarını
Saatler ilerlediğinde
Gözlerimi kapayacağım
Uzaklarda bir dünyada
Tekrar buluşabiliriz
Ama şimdi benim şarkıma kulak verin
Gecelerin şafağı hakkında
Ozanların şarkısını söyleyelim

Yarın bizi alıp götürecek
Evden uzak bir yere
Hiç kimse bizim isimlerimizi bilmeyecek
Ama ozanların şarkıları var olacak
Yarın onu alıp götürecek
Bugünün korkusu
Gitmiş olacak
Bizim sihirli şarkımız yüzünden

Yalnızca bir şarkı var
Aklımda kalan bir şarkı var
Cesur bir adamın hikayeleri
Burdan uzakta yaşamış birinin
Şimdi ozanın şarkıları sona erdi
Ve ayrılma zamanı
Hiç kimse size onun adını sormamalı
Hikayeyi anlatan kişinin

Yarın bizi alıp götürecek
Evden uzak bir yere
Hiç kimse bizim isimlerimizi bilmeyecek
Ama ozanların şarkıları hep var olacak
Yarın hepsi bilinecek
Ve sen yalnız değilsin
Bu yüzden korkma
Karanlıkta ve soğukta
Çünkü ozanların şarkıları var olacak
Hepsi var olacak

Düşüncelerimde ve düşlerimde
Onlar hep aklımda
Bu hobbitlerin şarkıları,cücelerin ve insanlar
Ve elfler gözlerinin yakınına gelir
Onları da görebilirsin... (*)

Ve ben bazen korkuyorum karanlıkta ve soğukta.Ama her seferinde ozanların şarkısı geliyor aklıma bu yüzden her şeyle başa çıkmaya çalışıyorum.Ozanlar aklımda,onların şarkıları kalbimde ve ruhumda var olduğu sürece her şeyle başa çıkabilirim.Sanırım ama yapabilirim yada bilmiyorum.Dedim ya bu aralar bütün sorularımın yanıtları bilmiyorum.YETER!!!

Hadi siktir edelim şimdi bütün bunları her şeyi siktir edelim bırakalım her şeyi dümdüz devam edelim hiç bir yere bakmayalım,dizginleyelim gözlerimizi ve kapatalım kulaklarımızı ve açmayalım ağzımızı...Hayır,hayır bu şekilde olmamalı,böyle olmamalı konuşalım,duyalım ve görelim.Bakmayalım görelim arada ki farkı.

Bu arada kafam o kadar güzel ki anlatamam.Şuan durdurdum bütün dünyayı sadece başımı döndürüyorum,kumandadan kıstım her şeyin sesini sadece kendimi dinliyorum ve her gün başkalarına bakan gözlerimden bu gün sadece kendime bakıyorum.

Evimi özledim...







(*)Blind Guardian-Bard's Songs

4 Aralık 2008 Perşembe

Amaçsız 2...

Blog Blog Sevgili Blog...

Bu yazının adını da amaçsız koydum bunu yazarken de bi amacım yok çünkü...eh bu böyle gider artık ''Amaçsız 517'' falan diye...Olabilir aslında niye olmasın değil mi??

Bu aralar en sevdiğim şeylerden biri tuvalette sigara içmek biraz düşününce aslında çok normal geldi bana (normal yerine dengeli olcaktı ya neyse artık) o kadar dengeli ki vücudumdan bi pislik atarken bi başka pisliğin vücuduma giriş yapması gayet dengeli bence...

Neyse bu saçma sapan blogun değerli okuyucusu ben buraya hep düşündüklerimi,hissettiklerimi falan yazıyorum ama bi ara kendimi anlatmak için bi yazı yazıcam...

İki saattir monitöre bakıyorum sadece bu kadar yazabildim sanırım bana gelen seslerden bu gecelikte bu kadar acaba powerade falan içsem daha çok yazabilir miyim??Denemek lazım...

Çarşamba
02.53

P.S:Blogu okuyan sevgili okur içinden oha be yat zıbar artık deme bende insomnia var uyuyamıyorum...Siz sıcacık yataklarınızda hayatınızın üçte birini geçirirken benim gözlerim hep açık oluyor ama bu bi yandan da muhteşem bi şey çünkü siz hayatınızı ziyan ederken ben bekliyorum sonunda zaten sonsuz bi uyku bizi bekliyor...

1 Aralık 2008 Pazartesi

This İs Such A Lonely Feeling...

Evet başlıktan da anladığınız gibi yada anlamadığınız gibi şöle diyorum bu çok yalnız bir his...evet gerçekten de bu çok yalnız bir his...yine bi can sıkıntısına daha kurban ediyorum bi yazıyı...

Şuan dinlediğim şarkıları karışık yaptım hep veda şarkıları geliyor...belki de veda etmek lazım buralara,buralarda ki tüm insanlara veda etmek lazım sonra da gitmek lazım...yanına bi kaç eşya alıp gitmek gerekiyor bazen,kafandaki tüm şeylere inat gidebildiğini gösterebilmek gerekiyor bazen,kimseye bağlı olmadığını herkesin sana bağlı olduğunu göstermek için gitmek gerekiyor bazen...uff lan saçmaladım yine bende farkındayım okuyucu neyse sen çaktırma devam et...

Aslında böyle olduğumda işte hep dediğim gibi tekrar aynı şeyi demek istiyorum hayat denen bok çukurunda her yerimiz boka batmış tümden...TEK KULLANIMLIK GENÇLERİZ BİZ...ah zavallı haziranın fırtınaları bütün hayat yine onun saçlarına doğru koşuyor,bizim korkuda geçen sığ yıllarımızda,hayallerim kafama doğru rüzgarlanıyor yine...yine örümcekler ezgi içinde ve yine uyanık ve yine yaşamlarımız iyice açılmış...

An itibariyle aklımdaki cümle şudur okur...SİK HAYATI...hayat denen bok çukurunun içinde öyle bir boka batmışız ki kimisi bunun farkında bile değil,kimisi farkında ama umrunda değil,kimileri de var ki onlar bundan kurtulmak için her şeyi yapıyolar başaramasalar bile en azından deniyolar,en azından savaşarak ölüyolar...

Bende ölüm korkusu yok aslında çok garip bi insanım ben...Nefret ettiğim bi annem var,umrumda olmayan iki kardeşim var,iyi bi adam olan ama benim pek takmadığım üvey babam var,ölmüş bi öz babam var,çok sevdiğim ama yanlarında bi türlü mutlu olamadığım arkadaşlarım var,harika olmasa bile yine de iyi olan ders notlarım var,çok sevdiğim ve beni çok sevdiğine inandığım bi sevgilim var ama yine de bazen bazı şeyler eksik gibi geliyor bana...

Neyse sayın okur dediğim gibi sik hayatı...

Sigara içip övünenlerden,cigara içipte övünenlerden,kendini bi bok sananlardan,blog sitelerini kapatanlardan,müziğin kalitesinden anlamayıp rock müzikle dalga geçenlerden,aydınlıktan (vampirim galiba),insaomniadan (kötü bi hastalık),şuan üzerinde oturduğum sandalyeden,annemden,ailemden,okulumdan,hocalarımdan,msnimde az kişi olmasından,salak salak muhabbet edenlerden,esprinin kalitesinden anlamayanlardan,tanımadığım birinin benle arkadaşımmış gibi konuşmasından nefret ediyorum...aklıma gelen herşeyi yazdım sayın okur...

Yukarılarda bi yerde demiştim ya gitmek gerekiyor bazen diye aslında kalıp herşeyle mücadele etmek lazım gitmek kolay çözüm bence kalmakta mükemmel bi çzüm sayılmaz ama en azından denemiş olurum...ŞOV DEVAM ETMELİ NE OLURSA OLSUN...

Beni anlamanızı beklemiyorum her zamanki gibi..sadece devam et diyorum kendi kendime...





DEVAM ET...

29 Kasım 2008 Cumartesi

Ordan Burdan...

Evveeeettt geldik bir blog denemesine daha hoş geldiniz girin içeri okuyun hepsini bakalım yine neler saçmalıcam şuan da aklımda hiç bir şey yok cümle kurmak için doğru sözcükleri bulamıyorum,bulsam bile yerlerine koyamıyorum onları bu yüzden de anlatamıyorum kendimi...her şeyi iç içe geçiriyorum ve hiç kimse anlamıyo beni...aslında öldüğümde babamın beni cennette bekliceğini düşünüyorum yada beni alıp cennete götüreceğini düşünüyorum...böylesi daha güzel olurdu ama bu sadece bi hayal işte...geçen gün bizim grupla konuşuyoruz (onlar hakkında hala bi blog hazırlıcam) acaba öldükten sonra bizi nasıl hatırlıcaklar diye ben cevap verememiştim ama düşündüm de ace'nin yada kendi adıyla cenk'in de yazdığı gibi bir düşçü olarak hatırlanmak isterim...düşleriyle insanlara umut ve ışık saçmış biri olarak hatırlanmak isterim...umarım beni böyle hatırlarsınız...

Yine içim bi kötü oldu ya babamı andım yine...neyse okuyucu sen burayı atla aşağı geç hemen...

İşe bi yerden bakınca ölümlü olmak bana daha çekici geliyo...ölümsüz olsam sonsuza kadar yaşıyacağım ama daha önce de dedim ya ben bok çukurunun içine battım iyice diye sonsuza kadar bu bok çukurunda kalmak istemiyorum...HAYIR!!! LEAVE ME ALONE...

Bazen düşünüyorum da başımı alıp uzaklara gitsem,kimse beni bulamasa,kafamı toplayabilecek kadar uzaklara gitsem,kaybettiğim umudu geri kazanıp geri gelsem ve kaldığım boktan hayata dönsem diyorum kendi kendime...

Ah çok sevgili KURT COBAİN neden öldün ki sen...ben senin müziklerini dinleyerek kafası hep dumanlı bi çocuğa dönüştüm...birbirimize çok benziyoruz düşündüklerimiz,hissettiklerimiz birbirimize çok benziyoruz biz...ah çok sevgili KURT COBAİN özledim ben seni...

Ve çok sevgili sayın okuyucu ben sana en başında söylemiştim saçmalıcağımı kendin gördün işte...kendimi bomboş hissediyorum...neyse yine nerelere uğrattım konuyu nerelere getirdim ve bi kez daha saçmaladım...sağ yukardaki çarpıya tıkla ve kapat artık istersen sayın okuyucu...

Not=Ne Olursa Olsun Herşeye Rağmen DEVAM ET...

25 Kasım 2008 Salı

Amaçsız...

Yağmur yağıyor herkese günahları kadar
Niye bana daha fazla yağıyor her akşam yağmurlar?
Hamurdan,çamurdan küçücük insanlar
Kesin artık ağlamayı ıslandım yeteri kadar

Bir damla yağmur anlattı beni bana
Bir damla yağmur anlattı....

Bir damla yaş süzüldü gözlerinden
Mutluluk gözyaşı değil belliydi yüzünden
Ha bir damla az,ha bir damla fazla
Git,git hiç düşünme yağmurlar yarıyor bana

Bir damla yaş anlattı seni,terk ederken beni
Bir damla yaş anlattı seni...


bugün canım sıkkın moralim bozuk kafamda ve içimde her türlü boku hapseden sıkıntı adını verdiğimiz bi şey var...yolda yürüyorum hafiften yağmur yağıyor ben yürüyorum amaçsız amaçsız ayaklarım beni nereye götürürse oraya gidiyorum...aklımda dönüp duran bi müzik var ben yürüyorum nereye gittiğimi dahi bilmeden...neyse sayın okuyucu birden yağmur hızlanmaya başladı o kadar çok yağmur yağdı ki ben sırılsıklam oldum ama sadece ben...onca kişinin yürüdüğü yolda normalde herkesin üstüne yağan yağmurlar bu kez sadece benim üzerime yağdı...benim de hemen aklımda bunla ilgili olarak bi şimşek çaktı ve olayı kavradım galiba...bunlar benim hiç akıtamadığım gözyaşlarım...aklımdaki fikir buydu sayın okuyucu...koşarak eve gittim eski günlüklerimi açtım onları okumaya başladım...hayat denen bok çukurunun içinde o kadar boktan yaşamışım ki her yerime bok bulaşmış bunu şimdi kavrayabiliyorum...şimdi çok iyiyim herşey güzel gidiyo ama geçmişin hayaleti üzerime kapandı bi anda işte bende yazmak istedim...gerçi daha ne yazıcağımı ben bile bilmiyorum ama en azından midemdekileri kustuğum gibi beynimdekileri de kusmak istiyorum...yıllarca içimde biriktirdiğim nefreti haykırarak yüzüne açıklamak istiyorum sayın okuyucu...neyse yine kendi kendime konuyu dağıttım...bazen böyle olduğumda bi bira açarım önüme koyarım yakarım bi sigara dumanını havaya üflerim alırım biradan bi yudum (oohhh ulan) bi de sarhoş olmak istersem biraya şeker falan atarım bazen kafamı dağıtmama yardımcı olur...bazen kendimden korkuyorum kafamı dağıtamassam harbiden kafamı dağıtmaktan korkuyorum...yanlış anlama ey okuyucu ölüm korkusu değil bende ki ölsem kurtulurum ama geride bırakacağım 3-5 kişinin hayatını mahfetmekten korkuyorum ki o 3-5 kişi benim gerçek anlamda sevdiğim tek insanlar...Merve'm (ona başlığı altında olan blog merveye yazılmıştır),çağdaş (2 yaşındaki küçük kardeşim onun beni tanımasını istiyorum ve bende onu tanımak istiyorum) ve diğer kardeşlerim (isim vermiyorum çünkü ben onları tek vücut olarak görüyorum ve bu lavuklar apayrı bi blogun konusudur)ulan yine nerden girdim konuya nerden çıktım...yine bok ettim konuyu ama okuyan kafasına göre bi şeyler çıkarsın artık bu yazıdan hadi bakıyım dağılın şimdi...

14 Kasım 2008 Cuma

Tanrı Ve Ben...

Neden herşey bi anda insanın üstüne üstüne gelir ki neden...TANRIM!!! sana sesleniyorum yeryüzüne düelloya çağırıyorum seni gelebilir misin ki...inebilir misin oturduğun o tahttan...ben hazırım tanrım...gel hadi yada al canımı...bekliyorum...

aslında tanrım biliyo musun ben bigün başımı alıp gitmek istiyorum arkama bile bakmadan gitmek...sadece koşmak...demiştim ya ben başıma kötü bi şey geldiğinde hep koşmak istiyorum diye harbiden de koşmak istiyorum...hiç durmadan koşabildiğim kadar uzağa koşmak herşeyi ve herkesi bırakıp sadece kaçmak...bi korkak gibi görünüyorum sana sayın okuyucu farkındayım ama bu tanrıyla benim aramda...nese tanrım biz konumuza dönelim...neden bana hiç cesaret vermiyosun...içime bi güç bi kudret vermiosun (zagor gibi mesela)...şaka bi yana tanrım aslında sen bana hiç bi şey vermedin...tamam çok sevgili ailem var arkadaşlarım var ve herşeyden önemlisi çok kıymetli aşkım var ama hiç sevilmiyorum tanrım biliyor musun...yada seviliyorum da hissetmiyorum...duygusuzum galiba ben...mutluluk hissedemiyorum tanrım ama hissetmek isterdim imreniyorum diğer insanlara onlar benim yapamadığımı başarıyolar...aslında ben onları her konuda geçebilirim tanrım ama ne gereği var ki takılsınlar kendi hallerinde...istesem ben herşeyin öncüsü olabilirim ama yapmıyorum izin veriyorum onlara,yattığım yerden sadece izlemekle yetiniyorum anlatabiliyo muyum tanrım...(sayın okuyucu aslında hiç çaktırma konuyu öle bi dağıttım ki nerden toparlasam diye uğraşıyorum) nese tanrım benim şimdi dışarı çıkıp biraz basket oynamam,aklımı dağıtmam lazım...tekrar görüşmek üzere tanrım...

19 Ekim 2008 Pazar

Hiç Bir Şey Hakkında Her Şey...

En sevdiğim filmlerden birinin sonunu izledim az önce...kanallar arasında gezerken sonunu yakalayabildim sadece...Vanilla Sky...

Kısaca konusunu açıklıyım;Bir basın kodamanının oğlu olan David Aames (Tom Cruise),ailesinin bir trafik kazasında ölmesi üzerine babasının yayıncılık işini devralmıştır. Hayatta istediği her şeye sahip gözükmektedir ; zengindir,yakışıklıdır ve geniş bir dost çevresi vardır. Bazılarının gözünde ise şansının ve servetinin farkında bile olmayan şımarık bir playboy'dur.Bütün bu göz kamaştırıcı yaşantıya rağmen yine de hayatında birşeylerin eksik olduğunu hisseder.David arkadaşı Brian (Jason Lee) 'ın bir partiye getirdiği Sofia (Penelope Cruz) adlı kıza aşık olur. İlişkilerini sürdürürlerken eski aşığı Julie (Cameron Diaz) 'nin gözleri devamlı üzerlerindedir. Geçirdiği ağır bir trafik kazası sonucunda yüzü ileri derecede deforme olan David,bir seri ciddi estetik ameliyat geçirir. Bir maske takarak dolaşan David, gördüğü rüyalar gerçek olurken, gerçek sandığı şeyler ise kabusa dönüşürken asıl gerçeği aramak için bir mücadele içine girer.

Neyse filmin sonunda David bir gökdelenden aşağı atlıcakken (bu arada gökdelen inanılmayacak derecede yüksek) birden arkasına bakar ve Sofia'yı görür gökdelenin çatısının ortasında...ve Sofia'nın yanına gider...

(David)-Şu halimize bak ben dondum ve sen öldün ve seni seviyorum
(Sofia)-Bu bir sorun...

Birden arka plan müziği olarak Sigur Ros-Njosnavelin girer...işte ben tam burda ağlamaya başlarım...

Ve David Sofia'ya ''başka bi hayatta görüşmek üzere'' der...koşarak kenara gelir,son anda tam aşağı düşücekken durur ve arkasını dönerek dönüp son bi kez Sofia'ya bakar...sevdiği kadına...Sofia David'e göz kırpar ve el sallar...son kez...David kollarını açar,havaya bakar,birden aşağı atlar...şarkı şiddetlenir...ağlamam şiddetlenir...

David'in hayatı gözünün önünden geçer...Ben ağlarım şarkı hala sürerken...

David...Film...Gözyaşlarım...Sigur Ros...Njosnavelin...Düşüş...Ah Gözyaşlarım...

Ve David yere düşer...Her yer bembeyaz...Bi ses ''aç gözlerini david'' der...David gözlerini açar...Uyanır...Gerçekliğe uyanır...Bende ondan ilham alıp gözlerimi açarım...Tüm gerçekliğe uyanırım...Ve ben rüyalarımdan uyanırım...Gerçeklerle başa çıkmak zor gelse bile...Gerçeği rüyalara tercih ederim...

15 Ekim 2008 Çarşamba

Öylesine...

Uff...yine sıkıntıdan öldüğüm bi gün daha...ufff...böle olduğumda artık hiç bi şey bana fayda vermiyor...aldığım ilaçlar...içtiğim sigaralar (kaçıncı paket bu)...kaç paket sigara içtim...hatırlamıyorum...ben aslında çok güzel rol yapıyorum biliyo musun sayın okuyucu...ders çalış diyolar çalışıyorum,uyu artık diyolar uyuyorum...şunu yap bunu yap diyolar ve ben hep yapıyorum...neden yapıyorum...bilmiyorum...onların pisliğini temizlemekten kendi kişiliğimi unutuyorum...ve hiç bi şeyden tiksinmeyen ben kendimden tiksiniyorum...kendimden...ben...çok güzel rol yapıyorum hayata karşı ve hep başardığımı sanıyolar ve hep yaptığımı sanıyolar...en azından bi yerlere gelebileceğimi sanıyolar...masallardaki gibi bir arpa boyu yol bile gidemiyorum aslında...en sevdiğim karakter peter pan gibi olmak istiyorum...hiç büyümeyen çocuk...hiç bir sorunu olmayan çocuk...ah peter pan gibi...tıpkı onun gibi olmayı ne kadar da çok isterdim...büyümemek,aile denen pisliklerin olmadığı bi dünyada yaşamayı ne kadar çok isterdim...onuda yanımda götürerek...onu...


Sevginin tersi nefret değildir aslında...Kayıtsızlık ve ihmaldir...(hangi filmde duymuştum lan ben bunu)...bugünlerde ''kelebek etkisi'' sözüne kafayı takmış durumdayım...yaptığım ufak bi viki araştırmasıyla anlamını da öğrenmiş bulunuyorum hemen paylaşıyım...bir sistemin başlangıç verilerindeki ufak değişikliklerin,büyük ve öngörülemez sonuçlar doğurmasına verilen isimdir...yani şöle de açıklanabilir bi kelebek amazonda kanat çırpıyor ve avrupa da fırtınalar oluyor (gibi bişey işte anlatıcam diye bok ettim konuyu ya neyse) yazmak için yazıyorum buraya ya aklımı meşgul etmek için...kafamı dağıtmak için...yoksa harbiden kafamı dağıtıcam...


anlamadığınızı biliyorum ama bu sizin anlayışınıza göre yapılmadı zaten...isterseniz sağ yukarda bi çarpı var ona tıklayın ve kapayın bu pencereyi...

13 Ekim 2008 Pazartesi

Teşekkürler...

Bir kadının vajinasından
İstemediğim bir hayata
Teşekkürler anneciğim

Teşekkürler...

Geldim bu boktan dünyaya

Teşekkürler...

Teşekkürler...

Şu an haykıra haykıra bu şarkıyı sölüyorum...bu dünyaya gelmek istememiştim...hiç bi zaman böle boktan bi hayat yaşamak istememiştim ben...düşünüyorum da niye varız ki bu hayatta...sebebini bilmiyorum...sanırım sayın tanrının bizim hakkımızda bir takım planları var yine...bi kerede işimize karışmasa olmaz zaten...sayın tanrı...neyse umursamıyorum zaten bu hayatı...şu an yanımda olan bi kaç kişi olmasa zaten sanırım yaşamayı hiç istemezdim...bana diyorlar ki kendini güvende hissetmek için öldürmeyi öğrenmelisin...ama ben onların kölesi olmaktansa kendimi öldürmeyi tercih ederim...işte bahsettiğim bi kaç kişi burda devreye girip benim kendimi öldürmemi engelleyip,beni özgür kılıyolar...bir sebepten dolayı kalıp bir mucize beklemek istemiyorum...ama bekliyorum...bir sebepten dolayı burdayım ve mucizemi bekliyorum...sayın tanrı gönder mucizemi...sayın tanrı...


Yavaş yavaş anlıyorum ki yanımdaki bi kaç kişiymiş benim mucizem...yanımdaki insanlarmış...hayat denen bok çukurunda boğulmamı önleyen insanlarmış mucizem...teşekkürler sayın tanrı...ama lütfen bir kez olsun işimize karışma...lütfen bu kez işimize karışma...ben hayatımdaki mucizelerimi bulmuşken işime karışma sayın tanrı...lütfen...

Eski Defterlerden...

Bugünlerde her şeyde bi değişkenlik gözlüyorum...Herkeste bi değişkenlik var sanki...Herşey değişiyor...Ama ben hep aynı kalıyorum...Suratıma bi umursamazlık maskesi yerleştirdim sanki farkında olmadan...Umursamıyorum sanıyorum...Umursamamazlık numarası yapıyorum...Yada yaptığımı sanıyorum bilmiyorum...Pek bi şey bilmiyorum zaten...Yaşıyorum...Sadece yaşıyorum...Üzüntünün kaynağını biliyorum...Yardım etmeme izin vermiyorsun...Ağlıyorsun...Trajik ağlak insan müsveddesi...Yalancısın,sadece vakit kaybısın...Neden ah neden...Saflığın kaybolmadan önce,kutsanan ve beni ağlatan seslerden biriydin...Beni...Ah beni...


Sakinleşmek için bi şey bulamazsam aklımı kaybedeceğim...Bana yardım et,aklımı meşgul et...Birine ihtiyacım var yaşamda benim bulamadığım şeyleri göstermesi için...Göremiyorum gerçek mutluluğu yaşamak için gerekli şeyleri,kör olmalıyım...Şaka yap ve ben of çekeyim ve sen kahkaha at ve ben ağlıyım...Mutluluk hissedemiyorum ve hissetmek isterdim fakat çok gerçek dışı ve bu sözleri duyman sana benim ne durumda olduğumu anlatıyor...sana diyorum hayatın tadını çıkart,keşke bende çıkartabilseydim;fakat artık çok geç benim için...

12 Ekim 2008 Pazar

Ona....

Kendimi çok garip hissediyorum bu günlerde...Gerçi hep gariptim ben...Herkesin uzak durduğu tuhaf biriydim...Hala da öyleyim...Ama bu garipliği seviyorum...Bi kere yapabilirim sandım,toplumun arasına karışabilirim sandım...Yanıldım...Yanılgı,büyük yanılgı...Ben herkesin uzak durduğu tuhaf biriyim...Böyle iyiyim... Rahatsız etmeyin...




Bende sevme olgusu da bi gariptir...Bazen herkesi severim,bazen herkesten nefret ederim...Sevmekten vazgeçmediğim,vazgeçmiceğim tek bi kişi var sadece...Tek bi kişi...Tek bi insan...Koskoca dünyada tek bi kişi...Ama o kişi bana yetiyo aslında...Ruhum onun yanında huzur buluyo sadece...Onun gözlerine baktığımda kendimi tam anlamıyla mutlu hissediyorum...Tam anlamıyla mutlu...Mutlu...Umutlu...Geleceğe dair umutlu...Ama sadece onun yanında...O...O o kadar özel ki...Teni tıpkı meleklerin ki gibi...Ve kahretsin bende onun gibi özel olmak isterdim...Kusursuz bir beden...Kusursuz bir ruh isterdim...Ruhum...Pisliğin içindeki ruhum...Temiz bi nokta aradığım ruhum...Onun aşkıyla temizlenen ruhum...Aşk,aşkım...Tam anlamıyla sevdiğim tek insan...Koskoca dünyada ki tek insan...Bunları buraya onun için karaladım...Eğer bunları okuyorsan sadece şunu sölemek istedim...SENİ SEVİYORUM...

11 Ekim 2008 Cumartesi

Hayaller Kafama Doğru Rüzgarlanıyor...

Ve siyah bir gökkuşağıyım ben
Ve tanrının bir maymunu
Öyle bir yüzüm var ki şiddet için yaratılmış
Gençliği çarpıtanım ben
Hayatta kalmış bir kürtaj
Bel altından bir isyancı
Teşekkür ederim anneciğim
Teşekkür ederim babacığım
Bu kahrolası dünyaya getirdiğiniz için
Acı bir sona
Gerçek bir tanrıdan nefret etmem asla
Ama insanların tanrısı
Benim nefret ettiğim
Evrim istediğinizi söylediniz
Bu maymun büyük hit oldu
Devrim istediğinizi söylüyorsunuz beyler
Ben de diyorum ki pisliğe batmışsınız tümden
Tek kullanımlık gençleriz biz...



Zavallı haziranın fırtınaları
Bütün hayat onun saçlarına doğru koşuyor
Bizim korkudaki sığ yıllarımızda
Hayaller kafama doğru rüzgarlanıyor
Kafama doğru
Sen bilmeden önce,uyanık
Yaşamların iyice açılmış
Bütün hayat onun saçlarına doğru koşuyor
Örümcekler ezgi içinde
Ayın akşamı
Hayaller kafama doğru rüzgarlanıyor
Kafama doğru
Hayaller kafama doğru rüzgarlanıyor
Hayaller kafama doğru rüzgarlanıyor...



Bu dizeler şmdiki ruh halime nasıl geliyor anlayamassınız zaten anlamanızı da beklemiyorum sadece sölemek istedim...hani büyükler derler ya daha önünde çok yol var bende senin yaşındayken bunları yaşadım diye gerçekten yaşadılar mı acaba...bilmiyorum...niye hiç bi insan karşısındakinin ruh halini anlayamaz hiç bi zaman...bilmiyorum...sevdiğin biri öldüğünde yada ne biliyim sevgilinden ayrıldığında hüzünlü bi aşk şarkısı açtığında niye kimse seni anlayamaz...bilmiyorum...sanırım bilmekte istemiyorum...başıma kötü bişey geldiğinde sadece koşmak istiyorum...hiç durmadan dinlenmeden yorulmadan bıkmadan usanmadım koşmak... sadece koşmak...sanırım ben korkuyorum...belkide hep korkuyordum sadece yeni farkediyorum...hayattan korkuyorum...sevdiklerimin beni bırakıp gitmesinden çok korkuyorum sevdiğim 3-5 kişi var zaten...çok korkuyorum belki de bu yüzden yüzüme bi umursamazlık maskesi yerleştirdim farkında bile olmadan...bazen oturduğum yerde bi hayal görmeye başlıyorum ve kendimi hayale kaptırıyorum birden etrafımdaki hiçbişey görünmüyo hayalimi bi film gibi izliyorum işte arada böle hayaller kafama doğru rüzgarlanıyor...kafama doğru...hayaller...hayallerim... anlamanız için değildi bu sadece sölemek istediğim içindi...